9 Temmuz 2007 Pazartesi

Hangimiz?

“Hayatın yükü altında ezilmeyelim. Merhametsiz düşmanlarımıza, nankör dostlarımıza fikrî melekelerimizi ezmiş olmak zaferini tattırmayalım.” (Mme de Stael)

Hangi dala tutunarak kuvvetle ayakta durabiliyoruz ki, hiç sıkılmaksızın. Ve tutunduğumuz dalları kırmadan. Her attığımızda adımlarımızı kaç kere titretiyor arşınladığımız yollar yüreklerimizi. Yanıbaşımızdakileri özleme gafletine hangimiz hiç düşmedik? Bilinen bir nakarat gibi yaşadığımız yanlış tecrübelerimizi tekerrür etmekten hangimiz uzak tutabiliyoruz ki kendimizi? Kalabalık yaşantımızda kaç kişiye hiç yalansız, tam bir sadakatle sarılabiliyor, sığınabiliyoruz ki güvenerek verdiğimiz güvenle? Kaç kişinin hayatı hiç ayağımıza dolanmayana hatalardan tamamıyla arınmış ki? Sır gibi içimizde sakladığımız öfkelere hangimiz hiç yenilmedik ki? Hangimizin susuşları gevezelik addedilerek dilden dile dolaştı? Hangimizin konuşması anlam kazanarak düğümlenen gönüllerin bağını çözdü? Hangimiz doğru bildiklerini hiç korkmadan, kaybedeceklerine hiç aldırmadan, elindekileri yitirmek uğruna samimiyetle telaffuz etti, cümleleri tüm yüreğiyle yüksek bir sadayla?Kaç kez sıkıntıya düşmeden, yükler belimizi, nefsimizi bükmeden bükerek dizimizi O’na duayı şiar edindik? Hangimiz heveslerimize kurban ettiğimiz ömrümüzün enkazı altında kalmadık ki? Hangimiz gülmekten katılırken “Çok gülen çok ağlar” lafzıyla zehir etmedik o demi ve birazcık hak ettiğimiz güzellikleri kendimize çok görmedik ki? Hangimiz kalem ve kelam burcunda işlerken noksaniyetimizi, ezildik, bilemediklerimizin idrakinde?

Hangi duygunun sahih ışıltılarında mesafeler kat ediyoruz? Hangi dostun sıcacık tebessümüyle arınıyor, istemek duygusundan uzak ellerimizi uzatıyoruz ki? Hangimize parmaklar susmamız için uzanırken dilimiz uzanıyor parmaklara haykırışımızın hakikatini ispat edercesine? Hangimiz bu Hak yola “başımız feda olsun” diyecek kadar özümsedik dâvâmızı? Salgın bulaşıcı bir hastalık gibi yayılırken düşkünlük, umutsuzluk, kirlilik hangimiz uyuşmadık? Devekuşu gibi başımızı kumlara bir an dahi hangimiz hiç sokmadık ki? “Kopması mümkün olmayan kulp”lara tutunup da elimizin kopmasına dayanabilecek derecede sağlam yapışabildik?Tutunamayanlar zümresine hangimiz katılma riskine hiç kapılmadık? Hangimizin kalbi hayat buldu da yüzünü çevirebildi dünyadan? Hangimiz methe layık olana medh ü sena edebildi layıkıyla? Hangimiz kendimizi hesaba çekebilme fırsatını yakaladı başkalarını hesaba çekmekten kendini sakındırıp?Hangimiz yersiz korkularımızın tuzağına düşmekten muhafaza edebildik yüreğimizi? Hangimiz öylesine değil de ölesiye sahiplendik sevdiklerimizi? “Zaman ne çabuk geçiyor Mona” mısralarını sindirene kadar ifade edip hayıflanırken, hangimiz geçirdiğimiz zamanın farkına varabildik, kelimelerde boğulmadan? Varoluşumuzun gayesini ifade eden değerlere hangimiz sahip çıkabilme cehdine girdik? Ve hangimiz?..Oysa bir yangının külleri ortasında duramaz sağlıklı bir imana kavuşmadıkça insan dirayetli bir vaziyette. Önce temizlemeli, temize çıkarmadan noksaniyetini… Ve değerleriyle tezyin edilmiş cevapları olmalı “hangimiz”li suallerin mukabilinde yüreğinde… Ve sığınabilmeli gönlü huzur içinde ıslah edilmek üzere Sahib-i Hakikisine…



Kaynak: www.gencyaklasim.com

Hiç yorum yok: