9 Temmuz 2007 Pazartesi

Aslında Yoktular

Biz doğduğumuzda her şeyin bir ‘sahibi’ vardı bu ülkede.Denizlerin, kumsalların, beş yıldızlı otellerin, hiç yıldızı olmayan evlerin, adına meclis denilen binaların, üniversitelerin. Her şey kontrol altındaydı ve öyle kalmalıydı.Gözlerimize değen dağların, uçurumların, inancın, inançsızlığın ve dahi insana ait ne varsa her şeyin birileri tarafından değişik şekillerde de olsa sahiplenildiği bir ülkede büyüdük bizler. Bizler sadece doğmuştuk ve büyürken her şeyi, o her şeyin ‘sahipleri’ gibi algılamamız istendi bizden.Biz doğduğumuzda her şeyin fiyatı etiketlerde yazıyordu.

Her şey önceden belirlenmişti sanki; kazanacak olanlar, kaybedecekler, hile yapacak olanlar, doğrular, yanlışlar. Ve bizler büyürken bir türlü hayatın ‘ne’ olduğunu soramadık her şeye isim verenlerden.Okullarda hayatın ne olduğundan çok nasıl olması gerektiğini öğrenmeye başladığımızda artık ‘ne’, ’neden’, ’sizlerde kimsiniz’ türünden sorular kalmamıştı ortada. Siyah önlüklerimizi, silgiyi, kalemi, resimli kitaplarımızı, boş derslerde oynadığımız tek kale futbol maçlarını sevdiren şeyin ‘çocuk olmak’ olduğunu bilemezdik; tabi her şeyin bir sahibi olduğunu da.Bize ait sanıyorduk o sınıfları, kitapları, kitapların içinde yazılanları. Oysa çoğu sahip olmak adına orada idi.Sahiplenile sahiplenile büyüdük. Yıllar içinde o kadar çok sahibimiz oldu ki. Hiçbir şeye sahip olamamak sanki ‘hiç’ olmak gibi bir şeydi artık ve bizleri daha küçük birer çocukken hiç olmakla korkuttular.Sonra bir gün, bir şair ‘ne kadınlar sevdim aslında yoktular’ dedi.Artık eskiyen bir günün içinde kaldığı için mi bilinmez o tek cümleyi de çok az kişi sahiplendi; Ne’yi, kadınları, sevmeyi ve yok’u. Çünkü sahiplenecek korunacak, kollanacak, uğrunda ölünecek daha büyük(!) şeyler vardı.Uğrunda birilerini öldürebilecekleri, savaşacakları bir şeyleri sahiplenmeyi o şeyler tarafından sahiplenilmeyi hep sevdi bu ülkenin çocukları. Çünkü bir çoğu sahiplenile sahiplenile, sonuca giden en kestirme yolun sahip olmaktan, tahakküm altına almaktan, kimi zaman yok etmekten geçtiğine inandırılmıştı. Şiddeti sevmemiz, kadınlarımızı dövmemiz, birbirimizle bağırarak konuşmamız birazda bu yüzdendi.Ait olmak ve sahiplenmek arasında tuhaf bir ilişki vardı ve çoğu zaman hangisinin hangisinden beslendiğini anlamak mümkün olmuyordu. Öldürmeyi çok kişi sahiplenirken ölümün kendisine çok az kişi talip oldu.

Çünkü ölüm ‘yok’ gibiydi. Kontol edilemezdi bu yüzden sahiplenmesi zordu.Mazlumu da kimse sahiplenmedi çünkü bir fiyat yazmıyordu üzerinde. Ama korkutmayı sahiplenen o kadar çok kişi vardı ki. Babalar çocuklarını, öğretmenler öğrencilerini, amirler memurlarını, memurlar başka memurları korkutuyordu.Sahiplendiğiniz inançlarınız, ilkeleriniz hayatı daha aydınlık, daha çekilir, daha insansı hale getirebiliyor mu? Ya sizler kocaman bir hiçseniz? Ya sırf sahip olmak adına sahiplendiğiniz için her şey yani sevgi, sevgili, inanç, ülke, denizin maviliği sahipsiz kaldıysa? diye sorular sormaktan çekindik hep.Bir başka şair o şiire bir gün;‘Ne ülkeler, ne adamlar, ne kitaplar, ne doğrular gördüm aslında yoktular’ diye bir ekleme yapacak. İşte o zaman yeniden yazılacak, bu ülkede büyüyen çocukların tarihi.


Kaynak: www.gencyaklasim.com

0 yorum: